İnfertilite ile İlgili Sık Sorulan Sorular

İnfertilite (kısırlık) nedir?

Bir çiftin 12 ay boyunca düzenli cinsel ilişkiye girdiği ve korunma yöntemi uygulamadığı halde hamile kalamama durumudur. Daha önce hiç gebelik oluşmamışsa primer (birincil) infertilite; canlı doğumla sonuçlansın ya da sonuçlanmasın en az bir gebelik oluşmuş ise sekonder (ikincil) infertilite olarak tanımlanır.

İnfertil çiftlerin sayısı, günümüzde, stresli yaşam koşulları, doğal olmayan beslenme, sigara alışkanlığı gibi sebeplere bağlı olarak artmıştır. Bugün evlenen her 6 – 7 çiftten birinin çocuğu olmamakta ve tıbbi yardım almak zorunda kalmaktadır.

İnfertilite nedenleri arasında kadına ve erkeğe ait sebepler olabilmekle beraber bazen her ikisinde de önemli bir sorun bulunamadığı halde gebelik elde edilemeyebilir.

Bir çiftin çocuk sahibi olabilmeleri için nelerin normal olması gerekir?

  • Kadında yumurtlamanın (ovulasyon) düzgün olması
  • Yumurta yumurtalıktan atıldığı zaman kadının tüpünün atılan yumurtayı yakalayıp içine alması
  • Yumurtlama döneminde ilişkiye girilmiş olması
  • Erkeğin sperm (meni) sayısının ve sperm hareketlilik ve şeklinin hamilelik oluşturmaya elverişli halde bulunması
  • İlişkiye girildiğinde spermlerin hamile kalmaya yetecek kadar rahim ağzından içeri girebilmesi
  • Spermlerin hareket ederek tüplere kadar ulaşması
  • Tüp içinde yumurta ve spermin birleşmesi ve embriyo oluşması
  • Oluşan embriyonun birkaç gün sonra rahme gelmesi
  • Rahme geldiğinde rahmin bunu kabul edecek şekil ve hormonal yapıda olması. Rahme yerleşen bebeğin bölünmesinin iyi şartlarda olması ve yerleşen bebekte herhangi bir genetik (kalıtımsal) bozukluk olmaması gerekmektedir.

İnfertilite (kısırlık) tedavisine alınacak çiftlerde hangi parametrelere bakılır?

Kısırlık tedavisinde amaç çiftin çocuk sahibi olabilmesi için gereken tahlillerinin yapılarak çocuk olmasını engelleyecek herhangi bir durumun mevcut olup olmadığının tespit edilmesi ve buna göre tedavi uygulanmasıdır.

Genel olarak üç ana faktör üzerinde tahliller yapıldıktan sonra tedaviye başlanır.

  • Yumurta ve yumurtlama varlığı: Genel olarak adetleri düzenli olan kadınların yumurtlamalarının var olduğu düşünülür.
  • Sperm sayı ve şekillerinin hamilelik oluşturmaya yeterli sayı ve yapıda olması.
  • Yumurta ve spermi birleşmesini sağlayacak yollarda herhangi bir bozukluk ve tıkanıklık olmaması.

İnfertilitede kadının rol oynadığı faktörler nelerdir?

İnfertilite şikayetiyle başvuran çiftlerde kadını değerlendirme çok detaylı bir şekilde yapılmalıdır. Tam bir tıbbi, cerrahi ve jinekolojik anemnez almak tanı koyma ve tedavi seçeneklerini belirlemede önemli bir yer tutar.

  • Menstrüel siklus düzeni, kanama miktarı, süresi, adet sancısı, ağrılı cinsel ilişki
  •  Önceki gebelikler, düşük, küretaj, doğum sayısı,
  • Cinsel ilişki sıklığı, cinsel fonksiyon bozukluğu, cinsel ilişkiye girememe
  • Doğum kontrol öyküsü ve süresi
  • İnfertilite süresi, uygulanan tedaviler,
  • Genel sağlık durumu, sistemik hastalıklar, tiroid hastalıkları, kullanılan

ilaçlar diyet, egzersiz, kilo, vücut kitle indeksi

  • Göüsten süt gelmesi, aşırı tüylenme,
  • Aile öyküsü; erken menopoz, kanser
  • Geçirilmiş pelvik cerrahi öyküsü, kemoterapi, pelvik radyoterapi öyküsü
  • Pelvik inflamatuar hastalık (PID) öyküsü
  • Cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü
  • Smear sonuçları
  • Sigara, alkol, kokain ve ilaç bağımlılığı

İnfertilitede erkeğin rol oynadığı faktörler nelerdir?

Günümüzde infertil çiftlerin %20-40’nda erkek infertilitesinin eşlik ettiği bilinmektedir. Erkekten elde edilen tek bir sperm hücresiyle bile gebelik oluşturulabilmektedir. Erkek infertilitesinin tanısını koymak kadındaki tanı testlerinde olduğu gibi zaman alan, karmaşık ve yorucu değildir. İnfertilitenin erkeğe ait olan kısmı basit bir sperm analiziyle anlaşılabilmektedir.

  • İnfertilite süresi ve önceki gebelik hikayesi
  • Cinsel ilişki sıklığı,ereksiyon ve ejekülasyon sorunu olup olmadığı
  • Çocukluk ve gelişim dönemlerine ait hastalıklar; kabakulak ve buna bağlı oluşan testis iltihabı öyküsü, inmemiş testis ve düzeltilmesi için yapılan orşiopeksi (testisin indirilmesi) ameliyatı
  • Sistemik tıbbi hastalıklar (diyabet, obezite, cushing sendromu, karaciğer ve böbrek hastalıkları, kistik fibrozis) ve bunlara bağlı ilaç kullanımı
  • Cerrahi öykü, pelvik skrotal (testis torbası) ameliyatlar, vazektomi (sperm taşıyan kanalların bağlanması), spinal kord yaralanması, testis tümörü, inguinal herni (kasık fıtığı) operasyonu, renal transplantasyon (böbrek nakli)
  • Geçmişte geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalıklar
  • Mesleğe bağlı ve çevresel toksinler, ısı maruziyeti
  • Sigara, alkol, kokain ve ilaç bağımlılığı

İnfertilite (kısırlık) tedavisi zor bir tedavi midir?

İnfertilite tedavisi, günümüzde çok kolaylaşmıştır. Eskiden yumurta toplama işlemi laparoskopik (karnın içine küçük bir delik açılarak yapılan cerrahi müdahale) yapılmaktaydı. Hasta bu teknikten çok ağrı duymaktaydı. Ancak bugün, transvajinal geliştirilmiş ultrasonlarla genel anestezi altında veya çok yüzeyel bir anestezi verilerek yapılmakta ve böylece hasta yumurta toplama işlemini takiben 2 saat sonra evine gönderilmektedir. Aynı zamanda gelişen ilaç teknolojisi, ilaçların kullanım kolaylığı, enjeksiyon yerindeki ağrının azlığı ve reaksiyonların minimalliği de bu tedaviyi kolaylaştırmaktadır.

Şişmanlık, stres ve sigaranın infertilite (kısırlık) üzerine etkisi var mıdır?

Evet, vardır. Şişmanlığa sebep olan etkenler veya metabolik bir hastalığın varlığı, gebe kalmayı zorlaştırdığı gibi gebelik oluştuktan sonra da gidişatını etkilemektedir.

Stres etkisiyle beyinden salgılanan bazı hormonlar, vücudun tüm sistemlerini etkilediği gibi üreme sistemini de etkilemektedir. Bu şekilde çok yoğun stres altında olan kişilerde adet bozuklukları oluştuğu gibi zaman zaman tamamen adetten kesilme ve dolayısıyla gebelik oluşamama gibi sorunlar da yaşanabilmektedir.

Sigaranın ise, yumurtanın etrafındaki hücreleri etkileyerek kadınlık hormonunun yapımında ve ayrıca yumurtanın olgunlaşmasında negatif etkisi olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ayrıca erkek sperminin özellikle hareketliliği üzerine negatif etkili olduğu bilinmektedir. Bu şekilde yoğun sigara kullanan kişilerde, sigara kullanmayanlara kıyasla gebelik oluşma şansı daha az, gebelik oluşsa bile erken dönemde düşük yapma sıklığı daha fazla görülmüştür.

Çiftlerin psikolojilerini etkileyen faktörler nelerdir?

  • İnfertilite (kısırlık) süresi
  • İnfertilite (kısırlık) nedeni
  • Tedavi süresi
  • Başarısız tedavi denemeleri

İnfertilitenin (kısırlığın) psikolojik yönü nedir?

“İşlemediğim bir suçtan dolayı cezalandırılıyormuşum gibi bir şey, istemeyen binlerce kişinin çocuğu olduğu halde ben neden bu kadar şanssızım.”

“Sanki yaşamımın bazı alanları donmuş gibi, peki ben bunu hak edecek ne yaptım?”

“Eğer kendi çocuğumu doğuramazsam eşim beni terk eder mi?”

Üreme bir insanın yaşamındaki en önemli ve en temel ihtiyaçlardan birisidir.İnfertilite (kısırlık), ülkemizde olduğu gibi aile bağları güçlü olan toplumlarda yalnızca çifti değil onlarla beraber pek çok kişiyi etkileyen bir krizdir. İnfertil tanısı almak hem şok, inkar, kayıp hissi, suçluluk, depresyon, izolasyon veya içe çekilme, hayatın anlamının yitirilmesi gibi bireysel psikolojik sorunlara; hem de çift olarak cinsellik ve evlilikle ilgili sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle infertilite sadece jinekolojik bir sorun değil, psiko-sosyal bir sorun olarak görülmelidir.

Öncelikle çiftler için çocuk sahibi olmamayı kabullenmek zor gelir ve tanıyı yadsırlar. Daha sonra yaşanan duygu ise öfkedir. Kendilerine, diğer eşe, çocuklu çiftlere karşı öfke duyabilir. İnfertilite ile mücadeleye devam eden çift suçluluk yaşamaya başlar. Özellikle infertil tanısı konmuş bireyde suçluluk daha da fazladır. İnfertil birey eş tarafından terk edilmeye dair anksiyete (kaygı) yaşayabilir. Kendini değersiz hissetme, pek çok şeye karşı ilgi kaybı ön plana çıkabilir. Birçok kişinin çaba harcamadan yaşadığını, kendisinin asla yaşayamayacağını düşünür. Çiftler haksızlığa uğradıkları hissine kapılabilirler. Bazı çiftler uzun yıllar gebe kalma çabalarını sürdürürken, bazıları bu süreçten vazgeçerek sorunu kadere bırakır. Tedavi sürecinin uzunluğu ve sonucunun belirsizliği çiftlerin duygusal açıdan zor bir dönem geçirmelerine neden olmaktadır. Kişi infertil tanısı aldıktan sonra yaşamlarının tüm alanlarını ihmal ederek bu tedavi üzerine yoğunlaşır. Aile ve arkadaşlarla olan ilişkilerden uzaklaşılabilir, iletişim kurmada zorluklar ortaya çıkabilir. Kişi “hiçbir zaman çocuk sahibi olamayacağım” gibi olumsuz duygulara kapılabilir. İnfertil çiftlerin olumsuz duygusal tepkileri, yaşama sevincini azaltmakta, başkalarıyla ve eşleriyle olan ilişkilerini etkilemekte ve sahip oldukları sağlık sorununun yükünü daha da ağırlaştırmaktadır.

İnfertilitenin (kısırlığın) erkek ve kadın üzerinde yaptığı etki aynı mıdır?

Araştırmalar infertilite (kısırlık) sorununun çiftler arasında farklı duygusal tepkilere neden olduğu doğrultusundadır. İnfertilite çiftin problemi olduğu halde kadın ve erkek farklı duygusal tepkiler gösterebilirler. Yapılan karşılaştırılmalı çalışmalarda erkeklerde daha az sıklıkta klinik depresyon ve anksiyete (kaygı) olduğu görülmüştür. Kadınlarda daha fazla psikolojik problem ortaya çıkması tıbbi testlere daha fazla maruz kalmaları ve tedavi amacıyla aldıkları hormonların da birtakım psikolojik değişiklikler oluşturmasıyla açıklanmaktadır. Kadın ve erkeklerde başa çıkma mekanizmaları arasında da farklılıklar mevcuttur. Kadınlar duygularını paylaşabilecekleri gruplara katılırken, konuyla ilgili araştırma, daha fazla okuma eğiliminde olurken, erkekler kişisel şeyler hakkında konuşmazlar ve emosyonel (duygusal) sıkıntılarını kendilerine saklarlar. Kadınlar infertiliteyi daha çok kişiselleştirirken kayıp duygusu yaşamakta ve özgüvenlerinde azalma meydana gelmektedir.

Kısırlığı olan çiftlerde görülebilecek cinsel işlev bozuklukları nelerdir?

 

  • Erken Boşalma
  • Sertleşme problemi
  • Disparoni (ağrılı cinsel ilişki)
  • Cinsel ilişkiye girememe
  • Libidoda (cinsel istek) azalma
  • Orgazm güçlüğü

İnfertilite (kısırlık) evlilik ilişkisini etkilediğinde cinsel işlevde bozulmalar olabilir. İnfertilite tanısı kişilerin cinsel kimlikleriyle de özdeşleştirilir. İnfertilite ile uğraşan bireyler sıklıkla yetersiz bir erkek ve kadın gibi hissettiklerini belirtmektedirler. Tedavi sürecinde cinsellik sadece çocuk sahibi olmak için bir eyleme dönüşebilir. Özellikle belli zamanlarda kurulması önerilen ilişkiler kişiler tarafından ödev gibi algılanmaya başlanır. İnfertil birey kendini cinsel olarak yetersiz hissedebilir, ilişkiden duyduğu haz kaybolabilir. Bedene karşı öfke, hayal kırıklığı “neden ben” duyguları ön plana çıkabilir. Kısırlık teşhisi koymak için yapılması gereken testler kişiyi olumsuz etkileyerek cinsel isteksizliğe neden olabilir. Tedavi sürecinde kullanılan hormonlar da cinselliği etkileyebilir.

Stres nedir? Stres infertilite (kısırlık) tedavisini nasıl etkiler?

Stres, vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği tepkidir.

Stres insan bedeninde fizyolojik ve duygusal değişiklikler ortaya çıkartabilir

  • Kas sisteminde; gerginlik, kramplar, yorgunluk halleri
  • Kalp damar sisteminde; çarpıntı, tansiyon
  • Umutsuzluk, gerginlik, karamsarlık,sıkıntı
  • Kişinin üretkenliği azalır ve kaybolur.
  • Kişi toplumdan uzaklaşır, durgunlaşır ve içine kapanabilir.
  • Hayatından zevk alamaz hale gelir.
  • Hayata karşı değersizlik fikirlerinin oluşabilir.
  • Aile çevresinden, yakın çevreden ve iş çevresinden uzaklaşılabilir.
  • Stres karşısında kişide telaş, karar verme güçlükleri panik, korku hali, değersizlik, başarısızlık fikirleri gibi psikolojik ön belirtiler oluşabilir.

Stresin mi infertiliteye (kısırlığa), infertilitenin mi strese neden olduğu konusunda görüş birliğine henüz varılamamıştır.

Tedavisi başarısız olan çiftlerde yoğun stres ön plana çıkmaktadır. Özellikle tedavinin birden çok tekrarlandığı çiftlerde stres seviyesinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ancak stresin kısırlık nedeni olduğunu gösteren bilimsel kanıt çok zayıftır. Buna ek olarak stres hormonal dengeyi bozabilir, erkeklerde sperm sayısında ve hareketlerinde azalmaya yani stresin erkeklerde semen kalitesini düşürerek üreme işlevlerini olumsuz etkilediğine dair araştırmalar vardır, kadınlarda ise ovulasyonu (yumurtlamayı) etkileyebilir ve progesteron eksikliğine neden olarak gebeliğin devam etmesini engelleyebilir. Ayrıca tedavi sürecinde devam eden tetkikler, iğne ve ilaç kullanımı fiziksel ve duygusal olarak stres kaynağıdır. Psikolojik sorunların tek başına kısırlığın nedeni olmadığı, stresin kısırlığa sebep olduğu tezinin henüz ispatlanmadığı fakat stresin bilinen etkisinin kısırlık sorununa olumsuz yansıdığı bilinmektedir.

İnfertilitenin (kısırlığın) tanı ve tedavi sürecinde psikolojik desteğe ihtiyaç duyulup duyulmadığı nasıl anlaşır?

İnfertilitede eşle olan yakınlığın kaybı, sağlığına olan güvenin kaybı, kendine güvende azalma, geleceğe güven kaybı, önemli bir hayali gerçekleştirme olasılığının kaybı gibi bir tanesi bile depresyona neden olabilen pek çok kayıp yaşanır. Kişiler yaşamlarının tüm alanlarını ihmal ederek infertilite üzerine yoğunlaşırlar. Pek çok kişide bu yoğunlaşma ümitsizliğe ve depresyona neden olur. Her adet döneminde “Hiçbir zaman çocuk sahibi olamayacağım, ben kadın değilim” gibi olumsuz düşüncelere kapılan kişi, ovulasyon (yumurtlama) döneminde ise tekrar ümitlenmeye başlar. İnfertil kadın için adet sanki istenen bir bebeğin ölümü gibi algılanır ve bunu daha büyük bir hayal kırıklığı izler. Bu kısır döngü yıllarca sürüp gider.

İnfertilite tanısı ve tedavi sürecindeki tüm bu zorluklar başlangıçtaki olumsuz duygulanımlardan öte zamanla depresyon, anksiyete (kaygı) bozuklukları gibi psikiyatrik tabloların gelişmesine de neden olabilmektedir. Tedavinin süresi, tedavi şekli, kişilik özellikleri, uyum süreçleri, destek sistemleri gibi faktörler infertiliteye ait psikolojik tepkilerin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Kişinin psikolojik durumunun etkisi tedavi başarısında önemlidir. İnfertilite tedavi sürecindeki çiftlerin psikolojik destek alma konusunda bilinçli olması ve gereğinde psikiyatri ya da psikoloji uzmanlarıyla iletişimde bulunmaları gerekmektedir.

Aşağıdaki süreçlerden birini ya da birkaçını yaşanıyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır:

  • Sosyal aktivitelerden uzaklaşma,
  • Enerji ve motivasyon eksikliği,
  • Yaşama karşı ilgisizlik, keyif alamama ve umutsuzluk,
  • Konsantre olmakta güçlük, dikkatin dağılması,
  • Kendini, olayları ve ilişkileri negatif değerlendirme,
  • Sık ağlama ve umutsuzluk,
  • öÖfke ve kızgınlık duyguları,
  • Suçluluk ve değersizlik duyguları,
  • iİştahın artması veya azalması, aşırı kilo alma veya verme,
  • Uyku düzeninin değişmesi, uykuya dalmakta güçlük, sık/erken uyanma, normale göre çok uyuma
  • Yorgun, huzursuz ve aşırı kaygılı olma,
  • Alkol veya ilaç kullanmaya başlama veya bu maddelerin tüketimini arttırma,
  • Tedavinin başarısı konusuna aşırı yoğunlaşma ve bu konularda aşırı endişeli olma.

İnfertilite (kısırlık) tedavisinde kullanılan ilaçlar cinsel fonksiyonları etkiler mi?

Tedavide iğneleri düzenli kullanmak çiftleri hormonal ve psikolojik olarak etkiler. Tüm tedavi boyunca kullanılması gereken ilaçların bazılarının yan etkileri; terleme, baş ağrısı, sıkıntı gibi belirtiler olabileceği gibi vajinada kuruluk, isteksizlik gibi nedenlerle kadınlarda cinsel ilişki isteğini azaltabilir. Daha sonra kullanılan yumurta büyüten ilaçlar ise şişkinlik, kasık ağrısı ve vajinal akıntı gibi nedenlerle kadınların cinsel fonksiyonlarını etkileyebilir. Ancak bunlar çok kısa süre etkili ilaçlardır. Tedavinin bitmesiyle her şey normale döner.

İnfertilite (kısırlık) tedavisinde kullanılan ilaçlar kanser riskini artırır mı?

Tüp bebek tedavisinde yaklaşık 25-30 senedir yumurtayı büyütme hormonları kullanılmaktadır. Bugüne kadar, dünya çapında yapılan araştırmalarla bu ilaçların kansere yol açtığı hiçbir şekilde ispatlanmış değildir.

İnfertilite tedavisinde besin takviyelerinin rolü nedir?

Sağlıklı bir gebelik dönemi ile gebe kalmak için mineral ve vitaminlere gerek vardır. Gebelik ve ovulasyon için demir, nöral tüp defektlerini önlemek için de gebelik öncesi ve gebelikte folik asit takviyesine gerek vardır. Yapılan bir çalışmada, gebelik öncesi 1823 kadına, gebe kalmadan 1 yıl öncesinden 400 mg folik asit verilmiştir. 34 haftadan önce olan doğumlarda %70 oranında azalma görülmüştür. Bu çalışmada günlük 700 mg folik asit alımının over kaynaklı infertilitede etkili olduğu, gebeliği %40-50 oranında artırdığı belirtilmiştir. Günlük 40-80 mg düzenli demir alanlardaki gebelik şansı, almayanlara göre %40 oranında fazladır. Erkek kaynaklı infertilde semen parametrelerini geliştirmek için selenyum, çinko ve hint ginseng kullanımı, E vitamini ve koenzim Q10 gibi antioksidandan zengin besin tüketimi ile tavsiye edilmektedir. Sistematik, randomize kontrollü bir çalışmada antioksidanların (C ve E vitaminleri, çinko, selenyum, folat ve karoten) etkisi araştırılmıştır.  1665 infertil erkeği içeren toplam 17 randomize kontrollü çalışma ele alınmış, 14 çalışmada antioksidan sonrası sperm sayısında, kalitesinde ve gebelik oranlarında artış gözlenmiştir. On çalışma sonucunda anlamlı bir şekilde gebelik oranları artmıştır.

Folik asit ve vitamin B12 suda eriyen iki vitamin olup DNA sentezinde ve hücre bölünmesinde gerekli olan iki temel maddedir. Eksikliklerinde DNA yapımı ve hücre çoğalmasında patolojik durumlar ortaya çıkar. B12-Kobalamin eksikliğinde, sertleşme sorunu, sperm sayısında azalma infertilite nedeni olduğu bilinmekte ve araştırmalar ile de ortaya konulmuştur. Nedeni tespit edilemeyen infertilite durumlarında, tam kan incelemelerindeki hematolojik değerler normal olsa bile B12 seviyesi tespit edilerek konu daha detaylı olarak araştırılmalıdır.

Bir çok fizyolojik olayı gerçekleştirmesinin yanında, D vitamininin üreme fizyolojisinde de kritik rol almaktadır. Vitamin D seviyesi, en iyi serum 25 hidroksi D konsantrasyonu ile belirlenir. Çevre, mevsim, yükseklik, beslenme, genetik ve hormonal durum, yaş ve derideki lekeler, 25 hidroksi D konsantrasyonunu etkiler. Vitamin D eksikliğini belirlemek için genelde kabul edilen ideal serum 25 hidroksi vitamin D seviyesinin 30-60 ng/ml (75-190nmol/l) olmasıdır. Vitamin D'nin fertilite ve üreme kapasitesindeki önemini araştıran çalışmalarda, D vitamini seviyesi düşük olan kadınlarda yumurtlama bozukluğuna rastlanmıştır.

Serum D vitamini seviyesinin over rezerviyle ilişkili olduğu tespit edilmiştir.  Yine benzer kanıtlar erkek hastalarda da saptanmıştır. D vitamininin sperm kalitesi, sayısı, motilitesi ve morfolojisini de etkilediği tespit edilmiştir. Vitamin D her iki cinste de üreme sistemi için önem taşır. Rutin infertilite nedenlerinin araştırılmasında D vitamini seviyesininde kontrol edilmesi eksikliğinin tespit edilmesi durumunda ise tedavisinin yapılması büyük önem arz etmektedir. Yaşlanma, kötü yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme şekli, sperm DNA hasarını artırmaktadır. Antioksidan açısından besin takviyesinin DNA hasar miktarını ve DNA kırılmalarını azalttığı gösterilmiştir

California’da yaşları 22-80 arasında değişen 80 katılımcıyla yapılan çalışmada katılımcılar günlük C vitamini, E vitamini, karoten, folat, çinko ve antioksidan karışımı alımına göre; düşük, orta ve yüksek miktarda alan gruplar olmak üzere sınıflandırılmış, günlük C vitamini alımı olarak yüksek grupta bulunan erkeklerde anlamlı olarak %16 oranında daha az DNA hasarı tespit edilmiştir. E vitamini alanlarda, yüksek grupta, düşük gruba göre daha düşük sperm DNA hasarı bulunmuştur. Antioksidan karışımı (C vitamini, E vitamini, karoten) alanlardan yüksek grupta düşük gruba göre sperm DNA hasarında azalma tespit edilmiştir.

Klinik uygulamalarda oral antioksidan takviyesinin, erkek veya kadın infertilitesi olan bireylerde diğer infertilite tedavileri ile birlikte selektif olarak kullanılabileceği belirtilmektedir.



Genel

Sperm ve Yumurtanın Hikayesi

Yumurta ve sperm tam olarak nedir? Neye benzemektedirler ve hepsinden kaç tane vardır?

Erkek Sağlığı Kadın Sağlığı Genel

Kolajen nedir? Ne işe yarar? Eksikliği nasıl giderilir?

Kolajen nedir, kolaj eksikliğinin belirtileri nelerdir? Kolajen ile ilgili merak ettiğiniz her şeyi makalemizdeki yazıdan öğrenebilirsiniz.

Genel

Bebekler ve Uyku

Uyku, bebeklerin zihinsel ve fiziksel gelişimi için oldukça önemli. Bebeklerin ne kadar uykuya ihtiyaçları olduğu, daha rahat uyumaları için neler yapılabilecekleri ve ortaya çıkabilecek uyku problemleri, bu yazıda.